"YAZILIŞININ 950. YILINDA KUTADGU BİLİG" KONUŞULDU

Türk Ocakları, I. Dönemin son programında Eski Türk Kültür ve Medeniyetinden İslâm Medeniyetine geçişin eşiğindeki eseri konuştu. Konuşmacı Dr. Öğr. Üyesi Sadi Gedik idi.

"YAZILIŞININ 950. YILINDA KUTADGU BİLİG" KONUŞULDU
22 Ocak 2020 - 10:05

Türk Ocakları, UNESKO’nun da 2019 yılı için anılması kararı verip uyguladığı, kültür tarihimizin baş eserlerinden Kutadgu Bilig’i, Güz Döneminin son programında seminer konusu yaptı.

KSÜ. Dr. Öğretim Üyesi Sadi Gedik bey, nitelikli bir dinleyici grubuna hitap ettiği konuşmasında, bu önemli konuyu şöyle özetledi:

“Milletlerin kültürel kodlarını ortaya koyan bazı metinler vardır ki yüzlerce yıl geçmesine rağmen değerlerini yitirmezler, hatta farklı bakış açıları ile incelendikçe daha fazla değer kazanırlar. Göktürk Yazıtları, Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig bizim için bu tür metinlerden bazılarıdır. Kutadgu Bilig 950 yıl önce yazıldı - ve hakkında yüzlerce eserlere konu oldu - ama onu anlamak ve öğrenmek için daha çok çalışma yapılacaktır. Kutadgu Bilig, Türklerin İslamiyeti kabul ettikten sonra yazdıkları ilk Türkçe kitap, ilk mesnevi, ilk siyasetname, aruz vezniyle yazılan ilk Türkçe şiir vb. pek çok önemli özelliklere sahiptir.

Kutadgu Bilig 1069 yılında Balasagunlu Yusuf tarafından yazıldı. Balasagunlu Yusuf, Kutadgu Bilig’i Karahanlıların başkenti olan Balasagun’da elli yaşında yazmaya başladı. Yine Karahanlıların merkezî şehirlerinden olan – ve maalesef bugün Kızıl Çin işgalindeki Doğu Türkistan’da bulunana - Kaşgar’da, 18 aylık bir çabanın sonunda tamamladı. Eserini Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sundu, hükümdar eserin güzelliğinden dolayı Balasagunlu Yusuf’u ödüllendirdi ve ona “Has Hacib” ünvanını ve görevini verdi. Balasagunlu Yusuf artık Yusuf Has Hacip’tir. Yusuf Has Hacip, artık hükümdarın en yakınındadır ve onun büyük güvenini kazanmıştır.

Yusuf Has Hacip’in kendi elinden çıkan Kutadgu Bilig nüshası elimize ulaşmadı, ancak onun kopyasından kopya edilmiş olan üç nüshası bugün – şükür

ki - elimizde bulunmaktadır. Birisi Mısır’da, birisi Özbekistan’da, birisi ise Viyana’da bulunan bu nüshalar bize gösteriyor ki Kutadgu Bilig yüzlerce yıl hem Türk Dünyasında, hem diğer milletler tarafından okunmuş ve ondan yararlanılmıştır. Bu nüshalar üzerine bilimsel çalışmalar 1825 yılında başlamış ve hakkında bugüne kadar 1000’den fazla makale, kitap vb çalışma yapılmıştır. Ancak bu çalışmaların içerisinde hiç şüphesiz en önemlisi Reşit Rahmeti Arat tarafından yapılmıştır. Türklük biliminin bu büyük hocası, yıllarca Kutadgu Bilig üzerine çalışmış ve bu üç nüshayı karşılaştırarak Kutadgu Bilig’in olabildiğince aslına en yakın metnini ortaya koymuştur. Reşit Rahmeti Arat üç ciltlik çalışmasının ilk cildini 1947 yılında yayımlamıştır. 6645 beyitlik bir metin tespit eden Arat, daha sonra beyitleri Türkiye Türkçesinin nesir diline aktararak yayımlamıştır. Arat’ın üçüncü cilt çalışmasını tamamlamak üzere ömrü yeterli olmamış ve bu yarım kalan sözlük ve dizin cildini onun öğrencileri Osman Fikri Sertkaya, Nuri Yüce ve Kemal Eraslan tamamlayarak yayımlamışlardır.

Kutadgu Bilig manzum bir tiyatro ve roman özelliği de gösterir. Eserde dört kahraman vardır. Bunlar; Kün Togdı (hükümdar), Ay Toldı (vezir), Ögdülmiş (vezirin oğlu) ve Odgurmış (Ay Toldı’nın akrabası). Bu kahramanlar sürekli diyalog hâlindedir. Bunlar arasında gerçekleşen bir olaylar zinciri vardır. Bütün bu olaylar ve diyaloglar eserde şiir olarak sunulur.

Kutadgu Bilig “kuta ulaşma bilgisi” “kutlu olma bilgisi” veya “mutlu olma bilgisi” anlamlarına gelmektedir. Balasgunlu Yusuf eserinde, “Bu eseri her iki dünyada da insanların elinden tutsun diye yazdım.” der. Yani Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig ile mutlu, huzurlu bir toplum olabilmenin yolunu anlatırken insanın nihayetinde âhiretle yüzleşeceğini ve akıbeti unutmaması gerektiğini bize anlatır.

Kutadgu Bilig 88 bâbdan oluşmaktadır. İlk 11 bâb giriş bâbıdır. Eserdeki hikâye 12. bâbda başlamaktadır. İlk on bir bâb şunlardır:

1. Tanrı Ezze ve Cellenin medhini söyler,

2. Peygamber Aleyhisselam’ın medhini söyler,

3. Dört Sahabenin medhini söyler,

4. Parlak bahar mevsimini ve Büyük Buğra Han’ın medhini söyler,

5. Yedi Yıldızı ve On İki Burcu söyler,

6. İnsanoğlunun değerinin bilgi ve akıldan geldiğini söyler,

7. Dilin meziyetini, kusurunu, faydasını ve zararını söyler,

8. Kitap sahibi kendi özrünü söyler,

9. İyilik etmenin mehdini ve faydalarını söyler,

10. Bilgi ile aklın meziyetini ve faydalarını söyler,

11. Kitabın adını, manasını ve kendisinin ihtiyarlığını söyler.

On ikinci bâbda mesnevinin hikâyesi başlar. 12. Bâb ile 85. Bab arası

hikâye bölümüdür. Mesnevide özet olarak hikâye şöyledir:

Ay Toldı, adaleti ve iyi yönetimi ile hükümdar Kün Togdı’nın şöhretini duymuştur. Ay Toldı böyle bir hükümdarın hizmetine girip ona yardımcı olmak gerektiğini düşünür. Hazırlık yapar ve memleketinden ayrılarak hükümdar Kün Togdı’nın bulunduğu şehre ulaşır. Kün Togdı’nın huzuruna çıkar, kendini tanıtır ve niyetini söyler. Kün Togdı, Ay Toldı’yı takdir eder ve onu yanına alarak vezir yapar. Ay Toldı ilim, irfan ve tecrübesiyle her konuda hükümdara yardımcı olur. Ay Toldı hükümdara tam bir danışmanlık yapar. Hükümdar, Ay Toldı’dan memnun; Ay Toldı ise hükümdarın lütuflarından memnundur. Ay Toldı saadete ulaşmıştır. Ancak saadet avuçtaki bir kuşa benzer, her an için elden çıkabilir. Gerçekten de bir zaman sonra Ay Toldı hastalanır. Hastalığının ağır olduğunu hisseden Ay Toldı, iyileşemeyeceğini ve ölümün yakın olduğunu düşünür ve oğlu Ögdülmiş’i çağırır. Hükümdara verilmek üzere bir mektup yazar ve oğlu Ögdülmiş’e teslim eder. Nasihatlarda bulunur ve “Ben ölürsem bu mektubu hükümdara ver ve bir görev verirse kabul et!” der. Kısa bir zaman sonra Ay Toldı vefat eder. Ögdülmiş, hükümdarı ziyaret eder, kendisini tanıtır ve babasının vefatını haber vererek mektubu sunar. Hükümdar çok üzülür ancak Ögdülmiş’e bir görev söylemez. Ögdülmiş evine döner.

Bir zaman geçtikten sonra Kün Togdı yanında sohbet edeceği, bilgi ve tecrübesinden faydalanabileceği birisi olmadığı için sıkılır ve Ay Toldı’yı düşünerek üzüntüsü artar. Ay Toldı’nın oğlunu hatırlar ve onun da babası gibi olabileceğini hatırlayarak onu saraya davet eder.

Onu tanımak için ona sorular sordu ve beğendi. Hükümdar Ögdülmiş’i hizmetine aldı onu yetiştirdi, zamanla kendisine daha yakın kıldı ve daha büyük sorumluluklar verdi.

Kün Togdı bir zaman sonra Ay Toldı gibi Ögdülmiş’i de kaybedebileceğini ve yine yalnız kalabileceğini düşündü. Ögdülmiş’e kendisi gibi bir akrabasının olup olmadığını sordu ve yanına bir kişi daha bulmasını söyledi. Ögdülmiş, hükümdara Odgurmış adında bir akrabasının olduğunu, ancak onun dünya işlerinden elini eteğini çektiğini, kendisini ibadete verdiğini söyledi. Odgurmış’ın faziletinin kendisinden yüz kat daha fazla olduğunu belirtti. Kün Togdı, Odgurmış’a bir mektup yazarak onu saraya davet etti. Ögdülmiş mektubu Odgurmış’a götürerek verdi. Odgurmış, dünya işlerinden yüz çevirdiğini, kendisini ibadete verdiği söyledi ve hükümdarın davetini geri çevirdi. Ögdülmiş, Odgurmış’ın cevabını Kün Toğdı’ya iletti. Kün Togdı, Odgurmış’a tekrar mektup yazdı ve bir daha davet etti. Odgurmış yine kabul etmedi. Hükümdar, Odgurmış’ı daha çok merak etti ve onu zorlamak istemediğini ancak onunla tanışmak istediğini söyledi. Ögdülmiş üçüncü kez Odgurmış’ın yanına giderek hükümdarın bu son arzusunu iletti. Odgurmış hükümdarı ziyaret edebileceğini söyledi ve bir gece hükümdarı ziyaret etti. Hükümdar Kün Togdı ile Odgurmış uzun uzun sohbet ettiler. Sonra Odgurmış evine döndü.

Yavaş yavaş yaşlanmaya başlayan Ögdülmiş, dördüncü kez Odgurmış’ı ziyaret eder. Ögdülmiş, Odgurmış gibi kendisini ibadete vermeyi, her şeyden elini eteğini çekmeyi düşündü, Odgurmış’a düşüncelerini anlattı ancak Odgurmış onun böyle yapmasının yanlış olduğunu anlattı ve Ögdülmiş işine geri döndü.

Bir süre sonra Ögdülmiş’e bir haberci gelerek Odgurmış’ın vefat ettiği haberini verdi. Ögdülmiş, Odgurmış’ın kabrini ziyaret ederek kabri başında gözyaşları dökerek ona dua okudu.

Hikâye böylece tamamlandı.

Seksen altıncı, seksen yedinci ve seksen sekizinci bâblar hikâye dışı olup bir nevi ilave bâblardır. Bu üç bâb şunlardır:

86. Gençliğine acıyarak ihtiyarlığını söyler,

87. Zamanenin bozukluğunu ve dostların cefasını söyler,

88. Kitap sahibi Yusuf, Büyük Hâs Hâcib kendi kendine nasihat eder.

Kutadgu Bilig’de Ay Toldı ve Öğdülmiş, hükümdar Kün Toğdı’ya ülke yönetimi hakkında yardımcı olmaktadırlar ve geniş bir bilgi ve irfan sahibi kişiler olarak mutlu bir ülkenin nasıl gerçekleştirilebileceğini göstermektedirler. Hükümdar ülkesini adaletle, bilgi ve akılla huzur içerisinde yönetmektedir. Balasgunlu Yusuf okuyucuya hem bu dünyada hem de öbür dünyada mutlu olmanın yollarını anlatmayı hedeflemektedir. Müellif bir taraftan kahramanları zaman zaman tartıştırmakta ancak bütün bunların sonunda dünya-ahiret dengesini bulmayı göstermektedir.

Yusuf Has Hacip eserinde ülke yönetimine ve insana dair oldukça zengin bir muhteva sunmaktadır. Üzerinde durduğu konulardan biri de dil kullanımıdır. Dil nasıl kullanılmalıdır? Konuşmanın usul ve adabı nedir? Konuşmanın faydaları ve zararları nelerdir? İşte bu konuda birkaç beyit:

 

• kişig til ağırlar bulur kut kişi

kişig til uçuzlar barır er başı (163)

“İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur, insanı dil kıymetten düşürür ve insanın dili yüzünden başı gider.”

 

• til arslanturur kür éşikte yatur

ayâ ewlig er sak başıñnı yéyür (164)

“Dil arslandır, bak, eşikte yatar; ey ev sahibi dikkat et, senin başını yer.”

 

• sözüñni küdezgil başıñ barmasun

tiliñni küdezgil tişiñ sınmasun (167)

“Sözüne dikkat et, başın gitmesin; dilini tut, dişin kırılmasın.”

• ukuş körki til ol bu til körki söz

kişi körki yüz ol bu yüz körki köz (274)

“Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür; insanın süsü yüz, yüzün süsü gözdür.”

Dr. Sadi Gedik, kültür tarihimizin 950 yıl öncesi “kut” ve “bilgelik” eksenli irfan ve adabından, ahlâk ve yönetim felsefesinden, dilin hikmetli ifadesine kadar nice esintiler taşıyan bu güzel sohbetini soru-cevap faslı ile beraber tamamladı.

Bu haber 888 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum